Bilim,Teknoloji ve Ekonomi

https://www.facebook.com/notes/hasan-kum/bilimteknoloji-ve-ekonomi-%C3%BCzerine/195045474016665

13 Ocak 2014 / Bu haber 4003 kez okundu.

MUCİTHASAN KUM İnsan zekasını bilmeden, BİLİMİve TEKNOLOJİYİ asla anlayamayız. Bilmenizi isterim ki; dünyadaki tümcanlılık ARTI ve EKSİ sayesinde oluşur. Güneş artı (+),su eksi(-)dir. Bu sayede bütün canlılıklar oluşur. Biri olmazsa diğerininhiçbir önemi olmaz. Elektrik enerjiside artı(+) ve eksi(-) kutuplar arasındakielektron hareketi ile oluşur. Tüm canlılarda da artı-eksi oranlarıbulunmaktadır. Ancak insan zekasında bulunan artı ve eksi oranlarının eşitolmadığı anlaşılmaktadır. Her bir insanın artı ve eksi oranlarının birbiriyleaynı olmadığı ve her bir insanın oranının dünyada tek olduğu bu nedenle herinsanın dünyada bir tane olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı her insan çok değerlidir. Aynen parmak izinde olduğugibi her insanın zeka özelliğinindoğuştan belirlendiği anlaşılmaktadır. Her insanın artı ve eksi oranı eşit olsaydı ne olurdu? Hiçbir insan bir başka insana ihtiyaç duymazdı. Her birininyeteneği aynı olduğu için yapılan her şey bire bir aynısı olurdu. Bundandolayıda kendi varlığının bir anlamı olmazdı. Yaşamaya en iyi anlam veren artı ve eksi oranlarının insanlararasında değişik olduğu bariz birşekilde anlaşılmaktadır. İnsanları bir arada tutan sebep birbirlerininoranlarına olan ihtiyaclarıdır. Artı ağırlıklı ve eksi ağırlıklı insanlarınasıl anlayabiliriz ve nasıl ayırabiliriz? Güneş sürekli ısı enerjisi üretir. Su ise bu enerjiyi alarakbuharlaşıp başka yerlere yağmur olarak taşınır. Güneş kendi enerjisini kendisiüretir, su ise güneş olmadan hareket edemez. Güneşte su olmadan uyuyanhücreleri harekete geçirip vucut bulduramaz. Bu nedenle her birinin önemibirbirlerinin var olmasından ortaya çıkmaktadır. Artı ağırlıklı insan; kendi zekasını daha çok kullananinsandır. Eksi ağırlıklı insan ise bir başkalarının aklını daha çok kullananinsandır. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için kendi aklını kullanan insana “AKILCI (+)”, bir başkalarının aklınıkullanan insana da “NAKİLCİ (-)”diyebiliriz. Çünkü akılcı insan bilim üretmekte diğeri ise üretilen bilimitaşımaktadır.Bundan dolayı da bilim üretene “AKILCI”, bilim taşıyanlara da “NAKİLCİ” diyebiliriz. ŞimdiAkılcı ve Nakilci insan oranlarını gösteren şablonu dikkatle inceleyelim: % 100 Akılcı + Bölüm (Özürlü insan) ++++++++++++++++++++++++++++++ % 90 Akılcı + / % 10 Nakilci insan - ++++++++++++++++++++++++++++--- % 80 Akılcı + / % 20 Nakilci insan - +++++++++++++++++++++++++-------- % 70 Akılcı + / % 30 Nakilci insan - ++++++++++++++++++++++------------ % 60 Akılcı + / % 40 Nakilci insan - ++++++++++++++++++------------------- % 50 Akılcı + / % 50 Nakilci insan - +++++++++++++++------------------------ % 40 Akılcı + / % 60 Nakilci insan - ++++++++++++----------------------------- % 30 Akılcı + / % 70 Nakilci insan - +++++++++---------------------------------- % 20 Akılcı + / % 80 Nakilci insan - ++++++--------------------------------------- % 10 Akılcı + / %  90 Nakilci insan - +++-------------------------------------------- % 100 Nakilci – Bölüm ( Özürlü insan) ------------------------------------------------- Yukarıdaki tablo insanların kullandığı aklın yüzde % kaçının Akılcı, yüzde % kaçınınNakilci olduğunu gösteren tablodur. Yukarıda çizilen artı (+) ve eksi (-) oranları tüm dünyadayaşayan insanların zeka oranlarını içine almaktadır. Artı (+) ve eksi (-)oranları arasındaki çapraz çizgiye dikkat edilirse her insanın zeka oranınınayrı olduğunu ve birbirini tutmadığını görürsünüz. Bu şu demektir; her insandünyadaki en değerli insan demektir. Hiçbir insanın birbirinden üstün olmadığıanlaşılmaktadır. Her bir insanın muhakkak başkalarının zekasına muhtaç olduğugörülmektedir. Bunun doğru olup olmadığını anlayabilmeniz için DAHİ olmanızagerek yoktur.Biraz zekanızı zorlamanız yeterli olacaktır.Örnek olarak parmakiziniz, şekliniz, hareketleriniz, ses tonunuz gibi insana has farklıözelliklerden bir taneside zeka oranlarının her insanda farklı olmasıdır.Maalesef bu değerler çıkar menfaatleri uğruna yanlış eğitimlerle yokedilmektedir. Bu sebepten dolayı doğal olan zekalar bozulduğu için kanlısavaşlar, terör, yolsuzluklar, yoksulluk ve açlıklar yaşanmaktadır. İnsanlarımızın çoğu diğer canlıların davranış nedenlerinianlamadıkları için aşağılayıcı hayvan kelimesi kullanmaktayız. Hayvanlar doğaldavranırlar fakat insanlar doğal zekalarıyla oynandığı için hayvanlar kadardoğal davranamazlar. Gelişmiş ülkeler neden demokrasiye, insan haklarına aşırı önem veriyorlar? Çünküdoğal zekaya sahip olmayan insanlar Bilim ve Teknolojide asla ve asla başarılıolamamışlardır.Bunun en güzel örneği gelişmemiş ülkelerin ekonomileridir. Demokrasiden ne anlıyoruz? Demokrasi; İnsanların ellerindenalınan doğal haklarının geri verilmesidir. Bir insanın özgürlük alanı bir başkacanlının özgürlük sınırına kadardır. İnsanlar kendi özgürlük alanını ne kadarkullanabiliyorsa o kadar zekasını geliştirmiş olur. Bu özgürlük alanınınFransızİhtilalinden önce fark edildiği anlaşılmaktadır. Bunun sonucunda da Fransızİhtilali yaşanmıştır. Fransız İhtilali olunca bilim ve teknolojinin önü açılmışve bilimve teknoloji dönemi yaşanmaya başlamıştır. İnsanlara yapılan tüm mantıksız ve yasak davranışlarinsanların doğal zekasını bozmaktadır. O insanların zekasını kör etmektedir.İnsan zekasının kabul etmediği şeylerin baskı ve şiddet yoluyla kabulettirilmesi insan zekasının körleştirilmesi olduğu bariz bir şekildegörülmektedir. Akılcı insanın yeteneğini tanıyalım: Şablonda gördüğünüz gibiAkılcı insanlar % 90’dan % 51’e kadar olan bölümü kapsamaktadır. Enakılcı insan kendi zekasının %90’ını kullanan insanlardır. Her 50akılcıdan bir kişi kendi zekasını ençokkullanabildiğini göstermektedir. Her Akılcı 50 kişiden bir kişi olan bu insanlar Bilim ve teknolojide en başarılıolabilecek insanlardır. Bu başarılı olabilecek insanların % 90 Akılcıdan % 51 Akılcı’ya doğru başarı oranı düşer.Ancak Akılcılık oranı % 90’dan aşağıya doğru düşerken diğer taraftan daNakilcilik oranı aynı oranda yükselmektedir. Örnek olarak %90 Akılcıda %10 Nakilcilik varsa, % 51 Akılcıda da % 49Nakilcilik vardır. Daha iyi anlamamız için en iyi Akılcıda % 10 Nakilcilik (bilgi taşıma) vardır. Bu nedenle enakılcı olmasına rağmen en bilgisiz insandır. Çünkü Akılcı insan aklının %90’ını bilim işlerinde kullandığı için Bilgi kayıt (nakilcilik) işlerindekullanacak olduğu alan % 10’a düşmektedir. Bir insanda en az % 10 Akılcılıkveya % 10 Nakilcilik olması şarttır. Aksi halde deli konumuna düşer. Örnekolarak evinden çıksa evini bulamaz, bildiği gördüğü her şeyi kısa süredeunutur. Buna benzer bir sürü sorunlar yaşayan insanlara deli denir. Bir insanınbir şeyi bilebilmesi için kendi hafızasında kayıtlı olması gerekir. Bu nedenleher insanda en az % 10 Akılcılık veya % 10 Nakilcilik olması gerekmektedir. EnAkılcı olan insanlarda en büyük sorun bilgi eksikliği ve unutkanlıktır. Busebepten en Akılcı olan insanlardan iyi bir konuşmacı , sunucu, tiyatrocu,Müzik sanatçısı olamaz. Bir kurumu yönetemez hatta köy muhtarlığı dahi yapamaz.Çünkü bu gibi işleri yapabilmeniz için bilgi sahibi olmanız gerekir, unutkanolmamanız gerekir. Akılcı insanlardan sadece bilim insanı olur. Tabii ki yüksekeğitim almadan bilim insanı olamaz. Akılcı insan aldığı eğitim sayesindebir bilgiyi inceler ve o bilgiyi bilimedönüştürür. Bilgiyi bilime dönüştürmek demek o bilginin sahibi kadar bilmekdemektir. Bir bilgiyi sahibi kadar bilip incelemek, anlamak demek o bilgiyigeliştirebilmemiz demektir. Bir bilgiyi geliştirdiğiniz zaman da bilim insanmıolduğunuzu ispatlamış olursunuz. Bu geliştirmenizden dolayı bilim insanıünvanını alırsınız. Tüm dünyadaki Akılcı insanlar bu gibi geliştirmeleryaptıkları için bilim insanı sıfatı taşımaktadırlar. Bir bilim insanı birbilimden fazla bilim taşıyamaz çünkü her bilim bir insanın zekasınınkaldırabilecek olduğu kadar geliştirilebilmektedir. Bu nedenle bilim insanlarıaynı anda birden fazla bilgiyi bilime dönüştüremezler. Bilim insanlarınıngeliştirmeleri olmasaydı dünyada gelişmeler , çözümler asla olamazdı.Bilimlerin teknolojilerin oluşmasını sağlayan insanlar Bilim İnsanlarıdır. Nakilci insanların yeteneklerini tanıyalım: Yukarıda kişablonda görüldüğü gibi insanların Nakilcilik oranı % 90’dan - % 51’e kadardır.Nakilcilik oranı en yüksek olan insanlar kendi zekasının sadece % 10’unukullanırlar kalan % 90 ‘ını bir başkalarından topladıkları bilgileri kayıtetmek için kullanırlar. Bilgiyi bilgi olarak taşımak hafızanızı yormaz aynızamanda hafızanızda fazla yer tutmaz. Bu sebepten % 90 Nakilci olan insanlar dünyanın ençokbilgisini taşıyabilen insanlardır. Yüzde 90 Nakilci olan insanlar okuduklarını,dinlediklerini bir kaset bir cd gibi hafızalarına direk kayıt etmeyeteneklerine sahiptirler ve gördüklerini bir fotoğraf gibi hafızalarınaresimlerler. Taşıdıkları bilgileri sadece bilgi olarak taşırlar çünkü % 90Nakilci zekasına sahip insanlar kendizekasının sadece % 10’unu kullandıkları için bir bilgiyi bilime dönüştürme yetenekleri yoktur.Çünkü bir bilgiyi bilime dönüştürebilmek için en az % 80 veüzerinde kendi zekanızı kullanmanız gerekmektedir. Nakilcilik bir nevi kolaycılıktır. Yani kendi zekanızıyormadan bir başkalarının zekasındanyaralanmak diyebiliriz. Nakilciler bir başkalarının sahip olduğu bilgileri vebecerileri kendine rehber edindiği için daha erken yaşlarda olgun insankonumuna sahip olurlar. Şöyle bir tanım yapabiliriz. Akılcılar Ağrı Dağınaçıkıp orayı görürler, Nakilciler ise bir başkalarının gördüklerine inanarakAğrı Dağını tanımış olurlar. Peki Ağrı Dağını kim erken öğrenebilir? AğrıDağına çıkmadan başka birinin anlattıklarına inanan kişi oraya çıkıp hem yorulan hemde zamankaybedenden tabiî ki daha erken öğrenir. Nakilci olan insanlar dünyadaki varolan tüm bilgileritaşıdıkları için konuşma ve yönetme yetenekleri en yüksek olan insanlardır.Ancak geliştirme yetenekleri olmadığı için yönettikleri kurum ve kuruluşlarıasla geliştiremezler. Yeni çıkan sorunların çözümünü yapamazlar. Bu nedenden ötürü geişmiş bütün ülkeleringelişme ve yeni sorunların çözümünü sağlayan insanlar “ Bilim İnsanı” ünvanınıtaşıyan Akılcı grubudur. Bu grup siyasete alet olmaz. Hükümette partilerdeğişsede onlar asla değiştirilemez. Çünkü bilimdeki başarının sırrısürekliliktir. Nakilci İnsanların başarılı olmasını sağlayan perde arkasındakiAkılcı olan bilim kurulunun çalışmalarıdır. Bu sebepten gerek Akılcılargerekse Nakilciler biribirlerininyeteneklerini paylaşmadıkça asla başarılı olamazlar. Aynı güneş ile su gibi;Bilmenizi isterim ki taşlar güneşin bir parçasıdır. Güneş ile suyunbuluşmasıyla “Toprak” meydana gelmektedir. Tüm canlıların yaşam kaynağındanbiri topraktır. Toprağı oluşturan su ile güneşin bir arada olmasıdır. Biliminsanı ile bilgi insanı bir araya gelmeden o ülke asla gelişemez. Akılcılarla, Nakilciler arasındaki fark nedir? Akılcılarla Nakilciler artı ve eksi elektrik gibi birbirininzıttıdır. Akılcı var olanı geliştirmeye ve değiştirmeye çalışır, Nakilcilerdevar olana sahip çıkarak gelişmesini, değişmesini istemezler. Çünkü nakilci insanlartaşıdıkları bilgilere çok güvenirler. Bu sebepten taşıdıkları bir bilginindeğişmesi hatta gelişmesi demek taşıdıkları diğer bilgilere olan güvenlerinidesarsmaktadır. Akılcılar eserleriyle nakilciler bilgileriyle kendileriniispatlarlar. Bu nedenle her gelişme her değişme nakilci olan bilgi insanlarınıüzer. Bizzat taşıdığı bilgiler yabancı ülkelerin bilgileriyse ve kendiülkesinden bir bilim insanı o bilgileri geliştirmişse veya değiştirmişse, kabulettiği o bilginin değişmesine dahada şiddetli karşı gelir hatta engellemek içinhertürlü imkanlarını kullanabilirler. Bu nedenle Bilim ve Teknoloji kurumlarında Bilgi taşıyanNakilci insanlara yetki verilemez. Aksi halde o yetkiyi kötüye kullanarakülkenin kalkınmasını sağlayan gelişmeleri insafsızca engelleyebilirler. Bilmenizi isterim ki gelişmiş ülkelerin tümü Biliminsanlarının geliştirmesiyle gelişmiş ve dünya liderleri olmuşlardır. Bunedenle Bilgi insanları olan nakilci insanlara ne kadar ihtiyaç varsa o kadarda Akılcı Bilim insanlarına ihtiyaçvardır. Akılcıyla Nakilci birbirinin zıttı olmalarına rağmen birbirlerinemahkum olacak kadar birbirlerine ihtiyaçları bulunmaktadır. Biri bilgiyiüretir, diyeri o bilgileri taşıyarak tüketime sunar. Üretilen bilgilertaşınmadan hiçbir değeri olamaz. Çünkü bilgi değer görüp kullanıldıkça gelişir.Aksi halde kullanılmadığı için gelişmesine ihtiyaç duyulmaz. Bu sebepten Akılcı olmadan Nakilcinin Nakilci değerihiçbir işe yaramaz. Aynı şekilde Nakilcinin Nakilciliği olmadan Akılcının geliştirme ve ya değiştirme işlerihiçbir önem kazanmaz. Akılcılar asla nakilcinin görevini yapamaz, Nakilci deAkılcının görevini yapamaz. Bu nedenden dolayı Akılcılarla Nakilcilerbirbirlerine yüzde yüz ihtiyaçları vardır.Akılcılarla nakilciler birbirlerineihtiyacı olduğunu iyi bilirse o zaman bir araya gelerek birbirlerinineksiklerini tamamlamış olurlar. Aynı güneş ile suyun ilişkisi gibi veya birdinamonun içindeki eksiyle artının yanyana gelmesiyle ürettikleri elektrikenerjisi gibi ülkelerinin gelişmesini yükselmesini ve yücelmesini sağlamışolurlar. Akılcı ile Nakilci insanların birarada işbirliği yapması oülke için hayati önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkeler Akılcıyla Nakilciyi nasıliş birliğine sokarak süper ülke olmuşlardır. Bunu iyi anlayabilmemiz için bin yıl öncesinden Fransız ihtilaline kadarolan süreye bir göz atmanızda yarar vardır. 9. Yüzyıldan Fransız ihtilalinekadar olan dönem Akılcı insanların söz sahibi olmadığı, Nakilci insanlarınegemen olduğu bir dönemdir. Bu nedenden dolayı dünyada 700 yıl gelişmeler yokdenecek kadar azdır. Bu dönemde dünyadaki tüm ülkeler Nakilci insanlarınegemenliği ile yönetiliyordu. Bunun nedeni o dönemdeki eğitim sistemisadece Nakilci insanların okuyabileceği sistemin olmasıdır.Sadece var olan bilgilerin öğrenildiği bir dönemden geçildiği için Akılcıinsanların eğitimde başarılı olması söz konusu dahi değildi. Bu sebeptenFransız İhtilaline kadar olan dönem işgalcilik dönemidir. Aynı zamanda dünyaiçin gelişmemiş bir dönem geçirilmiştir. Ancak son dönemlerde eğitime daha çok önem verilmesiyle azdaolsa eğitimli Akılcılar yetişmeye başlamıştır. Bu akılcıların yaptıklarıgeliştirmeler ticarete sokulmasıylasanayi ihracat larında bir gelişme görülmüştür. Bunun sonucunda sanayileşmeylebirlikte Akılcılara yönelik eğitim sistemine önem verilmiştir. Eğitimseviyesini yükseltmek için tüm Avrupada 1800 üniversite kurulmuş ve o dönemingelişmiş ülkesi olan Fransa’da kiliselere gidenlerin sayısı sanayide çalışanlararttıkça her geçen gün azalmaya başlamıştır. Kilise papazları üniversitelerindinsiz insan yetiştirdiğini öne sürerek, 1800 üniversitenin 1500 tanesinin kapattırılmasınasebep olmuşlardır. Üniversitelerin kapanmasıyla eğitim sistemi tekrarNakilcilere yönelik sisteme dönmüştür. Dolayısıyla eğitimli Akılcılarınyaşlanmasıyla sanayide gerileme dönemine girilmiştir. Çiftçilikten sanayiişçiliğine geçen insanlar yavaş yavaş işten atılmasıyla eski fakirlik döneminegirilmiştir. Halk buna isyan edip üniversiteleri kapattıran papazları hedefalmıştır. Bu durum Fransız İhtilali ile 30 000 Papazın halk tarafından öldülmesiyle sonuçlanmıştır. Bundansonraki süreçte bu sorunun tekrar yaşanmaması için din ile devlet işleribirbirinden ayrılmış ve Laiklik rejimi getirilmiştir. Tekrar Akılcılara yöneliküniversiteler açılarak çoğalıyor ve buna paralel olarakta sanayileşmedebüyüyor. Bilmenizi isterim ki sanayileşmeden önce her ülke süper ülkeolabilmesi için verimli toprakları olan ülkeleri işgal ederek süper ülkeoluyordu. Sanayileşmenin getirdiği ihracat gelirleri işgalcilikten daha çok ihracatçılığa önem verilmesine vesile olmuştur. - Osmanlı Devleti neden gerilemedönemine girmiştir? Osmanlı devleti Avrupanın sanayileşerek güçlenmesine seyircikalmıştır. Çünkü Osmanlı Toplumu din ile devlet işlerini birbirindenayrılmasına asla müsaade edemezdi. Osmanlıyı Osmanlı yapan maya İslam dini idi.Bu nedenden ötürü din ile devletişlerinin birbirinden ayrılması demek Osmanlının parçalanması demekti. Bundandolayıda Osmanlı Avrupanın sanayileşip güçlenmesi karşısında gerileme döneminegirmiştir. Daha sonra ekonomik gücünü tamamen bitiren Osmanlı İmparatorluğubarbarca işgal edilerek parçalanmıştır Fransız ihtilalindenönce bir ülkenin bağımsızlığını koruyan unsur güçlü ordusu idi. Fransız ihtilalinden sonra birülkenin bağımsızlığını koruyacak olan unsur BİLİM ve TEKNOLOJİ olmuştur. Yani işgalciliğin yerini sanayiihracatçılığı almıştır. MUSTAFA KEMAL DÖNEMİ; Osmanlının gerilemesini ve işgal edilmesini çok iyi bilipyaşayan Mustafa Kemal Kurtuluş savaşlarındaki başarılarıyla yurdumuzu işgalciülkelerden temizleyerek bağımsız bir ülkeyi bizlere yüce halkımızın azimlimücadelesiyle bırakmayı başarmıştır. Ancak bunu daimi yapmak için Osmanlırejimini değiştirmesi gerekiyordu. Çünkü Osmanlının işgal edilmesinin nedeniborcundan daha çok DİL, DİN, IRK ve MEZHEPayrımcılığı yapan ülke olma bahanesiydi. Aslında işgalci ülkelerin esashedefleri sahip olduğumuz ülkemizden sökülüp atılmamızdı. Çünkü onlar halasahip olduğumuz vatanımızı işgal ettiğimize inanmaktadırlar. Kurtuluş savaşı bittikten sonra yenilen İngiliz Başbakanı LloydGeorge ne diyor; Biz savaşı kaybetmiş olabiliriz ancak Türkiye Türklerebırakılmayacak kadar bizler için çok önemli bir ülkedir ve bu konuda mücadelemiz sonuna kadar devamedecektir. İşgalci ülkelerin niyetlerini çok iyi bilen MustafaKemal önce Cumhuriyeti daha sonradaişgalci ülkelerin icatı olan Laikliği getirerek Türkiyeyi tekrar işgal etmebahanelerini ortadan kaldırmıştır. Türkiyede Laiklik rejiminin getirildiğiniduyan işgalci ülkeler şok olmuştur. Çünkü Türk halkının Laikliğin gelmesine aslamüsaade etmeyeceğine inanıyorlardı. Ancak gözden kaçırdıkları bir şey vardı.Mustafa Kemalin üstün başarıları halkın güvenini sözde değil özde kazanmıştı.Mustafa Kemal bu güveni doğru zamanda kullanarak Laikliği sorunsuz olarakgetirmeyi başarmıştır. Laikliğin getirilmesiyle Hilafetin kaldırılmasını fırsatbilen işgalci ülkeler laikliğin yok edilmesi için ülkemizde sinsice laikliğe sıcakbakmayan insanlarımıza din elden gidiyor diye pofpoflama faaliyetleri ni yürütmüştür. Laiklik karşıtları her geçen günartarak çoğalmışlardır. Çünkü laiklik rejim din, dil, ırk, mezhep gibiayrımcılığa müsaade etmemektedir. Bir ülkeyi işgal edip bölüp parçalamanın tekyolu din, dil, ırk ve mezhep taraftarıolan bir ülke oluşturmaktır. Laik rejim Türkiye’nin tekrar işgal edilmesiniengellemektir.Bir nevi ülkenin sigortası olduğu değerli insanlarımız tarafındanbilinmeli ve korunmalıdır. Mustafa Kemal’in işgalci ülkelere ait olan laiklik rejiminiülkemize getirmesi kendisine yakışmamış olmasına rağmen getirmek zorunda kalmıştır.Mustafa Kemal bize has her kesimi kucaklayacak daha üstün bir rejiminmimarlığını yapabilirdi. Ancak onada bir bahane gösterirlerdi. Bu nedenleMustafa Kemal laiklik rejimini ülke topraklarını bölüp parçalamak isteyen vebağımsızlığımızı ortadan kaldırmak isteyen güçlerden korumak için getirmiştir. TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANIVE OKULU VAR MI? Türkiye toplumu yeni yeni işgalci düşünce yapısındanihracatçı düşünce yapısına doğru ilerleme göstermektedir. Bu nedenle biliminsanı yetiştiren Akılcılara yönelik eğitim sistemimiz maalesef oluşmamıştır. Köy Enstitüleri özellikle bilim insanı yetiştirme amaçlıkurulduğu anlaşılmaktadır. 1950’lerde bu okulların kapanmasını isteyen birkesimden oy alma uğruna kapatılmış olması işgalci düşüncenin hakim olduğu bir dönemdengeçtiğimizin bir kanıtıdır. İşgalcilik düşüncesi beyin yormadan hile ile kabakuvvet ile kazanç sağlama düşüncesidir. Akılcı insanlarla Nakilci insanlarındengeli bir şekilde eğitim almadığı bir ülkede yani Akılcılara yönelik eğitimsistemi olmayan her ülkede işgalci düşünce hakimdir. Bir ülkede terör hiçbitmiyorsa, açlık ,yoksulluk, yolsuzluk aşırı ise o ülkede bilim insanıolmadığının anlaşılması gerekir.Bilim demek; sorun çözmek demektir. Sorunugündeme taşımayla sorun çözülmez. Nakilciler sorunu gündeme taşır. Akılcılar dao sorunu çözerek yok eder. Peki Türkiyede terör sorunu çözüldü mü? Yoksulluk, açlık,yolsuzluk sorunları çözüldü mü? Sözde biliminsanlarımız nerde? Akılcılara yönelik okullarımız yok ki ! bilim insanlarımızolsun. Bunun en büyük sebebi Akılcı ve Nakilci insanların yeteneklerininbilinmemesidir. Gelişmiş tüm ülkeler akılcı okulların Akılcılara yönelikolduğunu asla bildirmez. Sanki normal okullarmış gibi yüürütüldüğünü bilmemiz,öğrenmemiz gerekir. Hiçbir gelişmiş ülke kendi bilim insanına rakip çıkacak birbilim insanının çıkmasını kabullenmez. Çünkü bilim demek ekonomik güç demektir.Hiçbir ülke kendi ekonomik gücünü sağlayan bilimini hiçbir ülkeyle paylaşmaz.Siz olsanız paylaşırmı sınız? Köy Enstitülerini herkim kurmuşsa o insan o tarihlerde busırrı araştırarak çözmüş olan bir insan olmalıdır. O insanın mezarı ziyaret edilerek herşeydenönce özür dilenecek bir insan varsa o değerli insandan dilenmelidir. Çünkübağımsızlığımızı devam ettirecek tek insanlar bilim insanlarıdır. Dışülkelerden almış olduğumuz tüm bilgiler ülke ekonomimize katkı sağlayacakbilgiler değildir ve olamaz. Her ülke ekonomisine katkı sağlayacak biliminikendi yetiştirdiği bilim insanından elde eder. Her ülke kendi bilim insanıylabilim sahibi olur. Bunun aksini söylemek ya cahillik veya hainliktir. Bilim veteknoloji ile ilişkili her türlü kurum ve kuruluş o ülkenin askeriyesinden dahaönemli korunmalıdır ve önlem alınmalıdır. Çünkü askeriye bilimden güçlenir.Bilimsiz askeriye sade göstermelik ve içi boşbir arıkovanına benzer. Bilimsiz,icatsız olan o ülkenin askeriyesi o ülkeyi bilim ve icat sahibi ülkelerdenkoruyamaz. Bu nedenden bilimkuruluşlarında görevli insanlar askeriyede olduğu gibi milli ruha sahip mi? Kimolduğu, Ne olduğu araştırılıp incelenmelidir.Çünkü bir ülkeyi parçalayıp yok etmek istiyorsanız kanlı savaşa gerek yoktur.Sadece bilim kurumlarının yetkilerinin ele alınması yeterlidir. O yetkiliinsanlar isterse o ülkenin bilimini engelleyerek ekonomisini çökertir. Bilimyapılmadığı için ülkenin borçlanmasını sağlayıp terör, yolsuzluklar,yolsuzluklar olan bir ülke durumuna getirebilir. Hatta bir icada patent almakisterseniz size icat patenti yerine buluş patenti veya arge patenti veya birbenzer ölçü patenti vererek ülke biliminin veya icatının başka ülkelerekaymasını sağlayabilir. Hemde çok basit bir işlemle bu yapılabilir. Çünküicatın, argenin, buluşun ne olduğu ve herbirinin ayrı patent kriterlerine sahipolduğu tamamen bilinmediği bir ülkede olduğumuzu unutmayalım. Çünkü bunlarıbilen insanlar gerçek biliminsanlarıdır. O da bizde olmadığı için her ülke bizim kurumlarımızı istediğigibi yönlendirebilir. Neden olmasın bende olsam benim gibi güçlü ülke olmasınıistemem. Türkiyede bilim okulları olmadığı için ülkede yetişmiş biliminsanına sahip değiliz. Bu nedenden dolayı Bilgi insanlarımıza Bilim insanı gömleği giydirerek bilimkurumlarımızın idare edilmesi sağlanmaktadır. Bilgi insanlarımız bilimüretmedikleri için bilim ihtiyaçlarımızı gelişmiş ülkelerin bilimlerini İTHAL ederekgidermeye çalışmaktadır. Bilmenizi isterimki hiçbir ülke kendi ekonomisinigüçlü yapan bilimini asla başka ülkeyle paylaşmaz. Bundan dolayı yurt dışındanithal edilen bilimler kesinlikle ülke ekonomisine katkı sağlayan bilimlerdeğildir. Bilim ihtiyacımızın tümünü gelişmiş ülkelerden karşıladığımıziçin KOPYA ve TAKLİT rekoru kıran ülke olduğumuzu unutmayalım. Kopya vetaklitçilik beyin yormadan beleş geçinme yoludur. Beleş kazancın özeti meyvesitoplanmış bir ağacın altında başak yapmaktır. Taklit kopya işleri karıntokluğuna iş yapma işleridir. Eğitimde kullandığımız tüm bilgiler dışülkelerden kopya edildiği için sanayimizde üretim için dış ülkelerin icatlarını taklit etmektedir. Başka neyiüretecekler? Üniversiteler yerliicatlara sahip çıkıp geliştirerek üretime hazırladılarda; sanayiciler mi sahipçıkmadı? Eğitimin aynası ; oülkenin sanayisidir.Bilimiyle, icatıyla güçlü olan bir ülke aynı zamanda dili, dini ve tüm değerlerigüçlenir. Bir ülke bilimlerini hangi güçlü ülkeden kopya ediyorsa, hangiülkenin icatlarını kullanıyorsa o ülkenin değerlerini almaya başlarsınız. Din,dil gibi tüm değerleriniz hiçe sayılmaya başlar ve bu değerler yavaş yavaşticarette ve siyasette kullanılması kaçınılmaz olur. Ülkeler Milli değerlerini korumak istiyorsa o değerlerinisiyaset ve ticaretten uzak tutmalıdır. Bunun içinde bilim sahibi ülkeolmalıdır. Kendi bilimi olmayan ülkeler kendi değerlerini asla koruyamazlar.Bir ülkenin değerleri yok olursa o değerlerin yerini bilim aldığımız ülkelerindeğerleri alır. Bu nedenle bağımsız ülke olmaktan söz edemezsiniz. Sokağa çıkınlevhalara bakın aynı şekilde eğitimde yabancı dil öğrenme seferberliğiyürütülmektedir. Hatta en ünlü okullar yabancı dilde eğitim veren okullara dönüşmüştür.Akılcı düşünce yapısı yüksek olan bir çocuk asla yabancı dil eğitimindebaşarılı olamaz. Çünkü yabancı dil öğrenilmesi ezberleme taklit işidir. Nakilcidüşünce yapısı yüksek olan çocuklar yabancı dil eğitiminde başarılı olurlar.AncakAkılcı çocuklar bu okullarda asla başarılı olamazlar. Bu nedenden dolayıAkılcılık zekası en yüksek olan çocuklar taklitcilik, Kopyacılık ve Yabancı dilöğrenimlerinden uzak tutulmalıdır. Aksi halde bu Akılcı çocuklar başarısızolmasından dolayı eğitimine son verecektir. Şayet öğrenmesi için zorlarsanızAkılcı bölümünü nakilci bölüme dönüştürmesine sebep olursunuz. Bu gibizorlamalar o çocuğun doğal zekasını da bozar. Doğal olmayan bir yerdeki ağacınmeyvesinden değil gölgesinden istifade edilir. Akılcılara Yabancı dil öğretme, yabancı dil eğitim alma,mantıksız bir şeyi öğretme veya inandırmaya çalışma gibi eğitim işlerinden uzaktutmalıyız. Peki Akılcılara yönelikülkemizde böyle bir okul var mı? Eğer ülkemizde Bilim insanlarına ihtiyaç varsa hemenakılcılara yönelik okullar kurulmalıdır. Bilim adı gibi bilmektir. Yani bilenekadar özgürce düşünebilmektir. Akılcılar her öğrendiğini beyin süzgecindengeçirir ve üstte kalana güvenir. Ona güvendiği için inanır ve inandığınıgeliştirmeye başlar. Geliştirmeyle başarılı olursa Bilim insanı olur ve o bilimsayesinde ülkeside gelişmiş olur. Bilim insanları dünyanın en yorgun, bitkin ve tenbel olaninsanlarıdır. Bunun nedeni uyku dışında her saatini bilim yapmak için zekasınıaşırı yormasıdır. Zeka yorgunluğu beden yorgunluğu kadar enerjinizi tüketir.Bir bilgiyi bilime çevirmeye çalışma binlerce bilgiyitaşımaktan daha çokzekanızda yer tutar. İşin özeti Akılcıya Nakilcilik işleri öğretilmemelidir.Nakilciyede Akılcı işlerini öğretmemelidir. Yani ateşin görevini su yapamaz, suyungörevinide ateş yapamaz. Çok değerli Türkiye ulusu; Buraya kadar ülkemiz için hayatiönem taşıyan Bilgi İnsanı ile Bilim İnsanının tanımını yazdım. Bu sebepleülkemizde Bilim İnsanı olmadığını ispatlayacak ip uçları gösterdim. Bu ipuçları sayesinde Bilim insanının bu ülkede olmadığını sizinde anlayacağınızainanıyorum. Birinci sorunumuz olan Bilim insanımızın olmadığınıdikkatinize sundum. Bundan dolayı Bilim İnsanının olmadığı bir ülkede Bilimselçalışmalar varmış gibi gösterilmektedir. Ne yazık ki tamamen kopya ve taklit işleriyle uğraştıklarıbir gerçektir. Aynı zamanda tamamen ülke zararına olan işlerle uğraşarak hemdevleti hemde milleti sahte umutlarla avuttuklarının bilinmesi gerekmektedir.Ülkemizde en ciddi bilimsel çalışma yapan kurumumuzu inceleyin; ortaya çıkacaksonuç sizi ve tüm Türkiye’yi şoke edecektir. Bu kurumların kopya ve taklitişleriyle uğraştıklarını göreceksiniz. Pekiyi bu güne kadarkimse bunu neden görememiş? Çünkü bu bilgileri taşıyabilecek insanlar sadece Bilim İnsanlarıdır. Onlarda maalesefbizde yoktur. Şimdi sizlerden ricam bir bilim insanı gibi bilgili olmanızdır.Bunun için aşağıdaki bilgileri lütfen dikkatlice okuyunuz. İCAT nedir? ARGE nedir?BULUŞ nedir? PATENT nedir? Ve DÜNYA MARKALARI nasıl oluşmuştur? Lütfen dikkatle inceleyiniz. İCAT NEDİR? Dünyada hiç kimsenin düşünüp çıkaramadığı bir aletin varedilerek ortaya çıkmasına icat denir. İcat dünyada bir ilk olan veya bir öncekialetin bir benzeri dahi olmayan ve birçok yönüyle bir öncekinden üstün olan tüminsanlar tarafından ihtiyaç duyulan ve yüzde yüz ihracat özelliği taşıyanaletin varlığına İCAT denir. Aksi halde ona icat denemez. İcat çıkartan insana da MUCİT denir. ARGE NEDİR? 1- Arge; Araştırma, Geliştirme demektir. 2- Arge; Var olan icatlar üzerinde ypılangeliştirmeler ve değişik amaçlara çevirme işlerine Arge denir. 3- Arge; Bir kişinin almış olduğu eğitimsayesinde veya yüksek yetenek sayesinde var olan icatlar üzerinde bilinçli birşekilde geliştirme yapılan işlere veya var olan icatları değişik amaçlaraçevirme işlerine denir. Argeciler genellikleyüksek eğitim almış kişilerdir. Diğer adı Bilimİnsanlarıdır. BULUŞ NEDİR? Buluş adı gibi Tesadüfen bulunan geliştirme işidir. Buluş var olan icatlar üzerindetesadüf eseri yanlış montaj, yanlış yerde kullanma veya düşüp ezilmesindendolayı ortaya çıkan olumlu şekildeki işlere BULUŞ denir. Her insan Buluşcu olabilir. PATENTNEDİR? Patentdemek bir icatın veya bilimin size ait olduğunu, sizin zeka ürününüz olduğunugüvence altına alan bir belgedir. Bu belgenin adına Patentdenir. Patentler üç çeşide ayrılır. 1- İcatPatenti 2- ArgePatenti 3- ÖlçüPatenti İCAT PATENTİ : İcat patenti bir ilkolan aletlere verilir. İcat patentleri dünyada ençok önem verilen patentlerdir. Patentlere ihtiyaç duyulmasınınbirçok nedeni vardır. Birinci nedeniicat sahibinin hakettiği hakkının güvence altına alınması ve aynı zamanda dahaçok icat çıkarabilmesi için teşvikedilmesi içindir. İcat patenti hemicatçının hemde icatçının bulunduğu ülkenin ihracaat menfaatlerini güvence altına almaktadır. İcatlara verilenpatent süresi neden 20 yıldır? Hatta mahkeme kararıyla 30 yıla kadar uzatılır.Bir icat en az 20 yılda geliştirme işleri tamamlandığı içindir. Bir icat dörtdörtlük hale gelmesi için hem üretilir hemde şikayetler değerlendirilerekargeciler tarafından şikayetler giderilir. Bu süreç uzun yıllar aldığı içinbazen 30 yıla uzatılır. İcat patentini diğer patentlerden ayıran husus patentsuresi boyunca o icatın bir benzeri dahi yapılamaz olmasıdır. Şayet bir benzeriyapılır olsaydı ne olurdu? İcat sahibi para kazanıpgeliştirme işlerini tamamlamadığı için bir başka zengin iş adamı bir benzeriniyapıp daha ucuz daha hızlı geliştirme yaparak icatçının para kazanmasınıengellerdi. Bu haksızlığı ortadan kaldırmak için yeni icatların patent süreleridolana kadar bir benzeri dahi yapılamaz yasağı getirilmiştir. Aksi haldehiçbir mucit icat çıkartmak için nezamanını nede parasını harcar. ARGE PATENTİ NEDİR? Arge bildiğimiz gibi var olan icatlarüzerinde yapılan geliştirme işleridir. İcatlar üzerinde yapılan argeleri elealırsak ; bu gibi argelere patent alsanız dahi icat sahibinin isteği olmadan oargeyi icat üzerinde uygulayamazsınız. Bu nedenden dolayı icatlar üzerindeyapılan argeler maalesef icat sahibinin satın almasına bağlıdır. Arge patenti varolanicatlar üzerinde yapılan geliştirme kısmına verilen patentlerdir. ÖLÇÜ PATENTİ VEYA ŞEKİL PATENTİNEDİR? Bir icatın patent süresibittikten sonra her insan ve her ülke o icatın bir benzerini yapma hakkınıkazanır. Örnek olarak bir çivi icatını ele alalım. Çivi icatının sahibi patentsüresi dolana kadar her türlü kullanılan tahta veya kerestelere göre çiviüretmiş ve Arge sayesinde en iyi çivi ölçülerini yakalamıştır. En iyi ölçüleriüreten icat sahibi üretimine devam ettiği için patent süresi bitsede oölçülerin sahibi olduğu için ölçü patenti deam etmektedir. Bu nedenden dolayıikinci kişiler o ölçüler dışındaölçülerle çivi üretebilir. Buna bir örnekleme yapacak olursak; icat sahibi 5 cm’likkalas için 10 cm’lik çivi üretiyorsa ve çivinin kalınlığı 4 mm ise bir başkası 5 cm’lik kalas için üretebileceği çivi 11 yada 9 cm’lik çividir. Buçivinin kalınlığıda 5 mm yada 3 mm olmak zorundadır. Bu ölçülerin patentinialarak üretim yapar. Üçüncü kişiler ise bu ölçülerin dışındaki ölçülerinpatentini alarak üretim yapabilir. Birinci sınıf dışındaüretilen her alet daima sorun çıkartan aletlerdir. Örnek olarak 5’er cm’lik iki kalası birbirine tutturmamıziçin en doğru çivi ölçümü birinci sınıf ölçülerdir. İkinci sınıf biraz sorunluölçülerdir. Üçüncü sınıf daha çok sorun çıkartır. Bundan dolayı satın alıcı birinci sınıf alet kullanırsa karlıçıkar. Bu türlü patent alımına ÖLÇÜPATENTİ denir. Buna bir örnek ülkeverecek olursak Japonya’nın gelişmesi ikinci sınıf ölçü patentlerini herülkeden önce almalarıdır. Çünkü birinci sınıfa en yakın alet üretilmesi pekfark edilmediği için Japonya’nın hiç icadı olmamasına rağmen zengin ülkelersınıfına ulaşmıştır. Ancak insanlar bilinçlendikçe bu zenginlik uzun sürekalıcı değildir. MARKA NEDİR? Markalaşmak icatlarıngeliştirilmesinin tamamlanmasına bağlıdır. Bir icat patent sayesinde 20 veya 30yıl içinde geliştirmeciler tarafından sıfır hatalı şekile dönüştürülür. Bu sebepten tüketicinin özgüvenini kazanmışolur. Tüketicinin o markaya olan güveni o markanın dünya çapında bir markahaline dönüşmesinin sağlar. Birinci sınıf mal üretimi daima dünya markası olanürünlerdir. Bilindiği giibi birinci sınıf mal üretimi genellikle icat sahibinin ülkesinde olur. Bu nedenle icatsahibi ülke olmadan dünya markası olan ülke olunamaz. Japon markaları ikincisınıf ürün olduğu için kalıcı markalar değildir. Dünya insanlarının eğitimseviyesi yükseldikçe japon markalarının değeri düşecektir. Buraya kadar bilim insanıile bilgi insanını yani Akılcı ile Nakilci insanını öğrendik ve Türkiyedeakılcı insana göre eğitim olmadığını öğrendik. Bu nedenle bilim insanımızolmadığımız için sorunlar ülkesi olduğumuzu söyledim. Bilim insanımızıneksikliğinden bilim insanı olan ülkelerin hayranı olan bir ülke olduğumuzu vetüm ülke değerlerini yok sayarak o ülkelerin değerleriyle yatıp kalktığımızıhatırlattım. Aynı zamanda kendi değerlerini kaybetmiş olan bir toplumun ülkesahibi bir toplum olamayacağının uyarısını yaptım. İcat, Arge, Buluş,Patent ve Markalaşma işlerini çok iyi bilecek yegane insanların sadece gerçek bilim insanlarıdır. Bu nedenden dolayıTürkiyede yapılan bilimsel çalışmaların aldatmaca ve kandırmaca olduğunun altınıçizdim. Bilim insanlarınınolmadığı bir ülkede bilimsel çalışmalar olur mu? Bilim insanlarınınolmadığı bir ülkede Arge çalışmalar olur mu? Hangi nedenden dolayıArge kuruluşlerı kurulmuştur? Zaten kendi ülkesininicatları olmadan o ülkede neyi geliştireceksiniz. İcatı olmayanın Argesi olurmu? Buna kargalar bile gülerler. Bu güne kadar hiç duydunuz mu? Şu veya bu icatgeliştirilmişte ihracaat yapılıyor diye. Efendiler bizim ülkemizdeki üretimlergenellikle üçüncü sınıf ürünlerdir. Üçüncü sınıf veya ikinci sınıf ürünlerinArgesi olmaz. Çünkü onlar ölçü patentleridir. Ölçü üretimlerinin ölçüleriyleoynanamaz. Şayet oynanırsa bir başkasının ölçülerini taklit etmiş olursunuz.Buda bir suçtur. İşte ülkemizin gerçekleri … Demokrasi ve insanhakları Milli gelirimizle ayrılmaz bir ikilidir. Bu nedenle Milli Gelirimiziyükseltmeden demokrasimizi ve insan haklarını yükseltmeye çalışırsanız ya dışülkelerden borç para alacaksınız veya ülkenize sıcak para girmesi için dışülkelerden gelecek olan yatırımcılara imkanlar sağlayacaksınız. Her ikiside ülkenizibüyük felaketlere sürükler. Bundan dolayı da ülkeniz borç batağına gömülür. Milli gelirimizi yükseltmenin iki yolubulunmaktadır; 1. İcatlarıolan ülke olmanız, 2. Yeraltı doğal enerji kaynaklarına sahip olmanızdır. Bunun dışındademokrasiyi ve insan haklarını geliştireceğim diyenler yalan söylemiş olurlar.Ülkemiz doğal enerji kaynaklarına sahip bir ülke değildir. Hatta kendi enerjiihtiyacımızı dahi karşılayamamaktadır. Ülkemiz için tek yol icatlara sahip birülke olma yolu kalmıştır. Türkiye’nin sahip çıkılacak icatları var mıdiyeceksiniz? Evet; son 20 yılda, 18 tane icatçıkartılmıştır ve bu icatlar sahip çıkılmayı beklemektedir. Ancak bir sorunvar: İcatlara sahip çıkmak için o ülkede Bilim insanının olması gerekmektedir.Çünkü Bilim İnsanları yeni icatları geliştirerek üretim aşamasına getirir. Geliştirilen buicatlar sanayiciler tarafından üretime geçirilir. Üniversiteler yeni icatlarıngeliştirildiği yerlerdir. Kopya ve taklit yapılan yerler değildir. Ülkeüniversitelerimizde birtane bilim insanı bulunabilseydi bu 18 icatın enazbirkaçı üretime geçirilerek dünya pazarlarındasatış rekorlarına ulaşılacaktı. Türkiye’nin tek sorunu Biliminsanlarının olmağı bir ülke olmasıdır. Bu nedenle Türkiye’nin yurt dışındaeğitim görmüş Bilim İnsanlarına ihtiyacı kaçınılmaz olmuştur. Bu Bilimİnsanlarının ülkemizde varolan icatları üretime hazırlamasını sağlayıp, sanayicimizin üretmesi ile istenilen milligelire ülkemiz en kısa sürede ulaşacaktır. Bu sayede demokrasimiz, insanhaklarımız gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşacaktır. DÜZCELİ MUCİT HASAN KUM’DAN SEVGİLERLE…

YUKARI