Sayfa 1

Gizli topuk ayakkabı ile dök yat koltuk takımına aynı ayda başlamıştım. Amcamın kızının üç oğlu var, ortanca oğlu idris mobilyacılığa başlamış. Bende ağaçtan gizli topuk işlerini İdris’e yaptırıyordum. İdris beye o an nelerle uğraştığını sordum, çekyat işine gireceğim dedi. İdris dedim; çekyat sistemi bizim ülkemizin sistemi değil. Başka ülkelerden kopya yapılmış dedim, kopya işleri doğru işler değil rekabetli işlerdir. Gel sana oturma ve yatma icat’ı çıkarayım. İdris bey tamam dedi, aslında İdris’te aynı ayakkabıcı Musa gibi aynı çekyat üzerinde değişik model yapacağımı düşündü. Ben İdris’in öyle sandığını anladım, aynen ayakkabı da olduğu gibi benim amacım ülke içerisinde bir icat daha çıkartmak ve kendimin mucit olduğumu kanıtlamaktı. Bu vesile ile dök yat küçük maketlerini yapboza başladım. Ayakkabı işlerinde fırsat buldukça o işle uğraşıyordum. Bende hiçbir alet olmadığı için işlerimi sanayide yaptırıyordum. Benim işim avare işi olduğu için iş yaptırdığım birçok mekânlar da yarım saat işim için bazen on altı saat o soğuk mekânlar da ayaklarım donarcasına yılmadan usanmadan beklemek zorunda kalıyordum.

İnanın tüm yaptığım icatlar da aynı işkenceyi çektim. Onun için bir icat çıkartman sadece beyin yormayla bitmiyor. Başka bir mekâna ihtiyacınız olduğu zaman hem alay konusu olursunuz hem aptal hem avare insan hem de yontulacak tavuk olursunuz. Çünkü Türk sanayicileri icat nedir, ARGE nedir, Patent nedir nasıl dünya markası olunur bunu bilmeyen ve hiçte umurun da olmayan akşama eve nasıl ekmek getireceğinden başka hiçbir şeyi gözü görmeyen bir sanayiciye sahibiz. Dünya standartların da düşünceye sahip sanayicimizi eğitmemişiz. Sabahtan erken kalkan sanatkâr olmuş. Bir insan dünya görüşüne dünya bilgisine sahip olmadan sanatkâr olamaz. Ona çaylak sanatkâr bile denemez. O insanların sağlığı ile hatta hayatları ile oynayan biri olur. Sanatkâr aklını kullanan birey demektir. Aklını iyi kullanan bir insan ne ülkesine ne milletine nede doğaya zarar veremez. Türk sanayisinde sanat var ancak sanatkâr yoktur.

Bu sebepten Türkiye de bir icat çıkartmak bir çölü karşıdan karşıya susuz geçmek kadar zor bir meseledir. İdris beyin iş yerinde mobilya yapıldığı için kaynak ve taşlama malzemesi yoktur. Bu ihtiyaçları başka iş yerlerinde yaptırıyordum. Yaptığım iş yapboz işleri idi, çünkü koltuk yapma işlerinden hiç anlamıyordum. Benim için hem ayakkabı gizli topuk nede kanepe koltuk işleri tamamen benim uzaktan ve yakından ilgi alanım değildi.

Sayfa 2

Küçük bir araştırma sonucunda oda dallarda da çok iyi yeni bir icat çıkartma yeteneğine sahibim. Ne yazık ki bu yeteneğimi benden başka baba yakını insanlar dışında kimse bilmiyordu. Bu sebepten başladığım işi bitirerek kendimi diğer insanlara ispat etmem gerekiyordu. Bir icat’ı beyninde oluşturup canlandırmasan o icat yüzde yüz olacak bir icat olduğu için oturup kalktığım tüm insanlara önceden böyle bir icat yapacağım diye bol bol konuşurdum. İcat’ı yapmadan konuşmamın sebebi o icat’ı mecburen ortaya çıkartmam içindir. Aksi halde çok tembel insan olduğum için o icat’ı yapmaktan vazgeçerim. Benim en korktuğum şey birine yalancı çıkmamdır. Tüm mucitler dünyanın en tembel insanlarıdır.

Bunun için işleri kolaylaştırmak o işleri kolaylaştırma aletleri yaparak o zor işlerden kurtulmayı ve kurtarmayı severler. O işler için on altı saat üşenmeden çalışırlar. Üç ay sonra İdris ciğerlerinden hastaneye yatmak zorunda kaldı. İş yerini kapattı, hastaneden çıkmasını bekledim. Maalesef doktorlar mobilya işi yapmasın dediler ve tüm planlar alt üst olmuştu. Mecburen bir başka iş yerlerinde devam ettim. Bu iş için üç iş yeri gerekiyordu, bunlardan biri mobilyacı diğeri demirci biride döşemeciydi. Üçünü de buldum ve bir tane örnek çıkarttım, hemen o örneğinde maketini yaptım. O güne kadar dört icat’ı çıkartmış oldum. Bu arada başka icatların yapımına başladım. Aradan iki yıl geçti, dök yat kanepemi kullanarak testler yaptım. Testler de bazı sorunlar çıktı.

Dök yatı tekrar sil baştan daha iyi bir sisteme çevirdim. Aynı sistemde tekli koltuk ta yaptım. İş yaptırdığım kişiler benden bıktığı için onlar kovmadan ben bir başka iş yerleri buluyordum. Yaklaşık yirmiye yakın iş yeri değişikliği yaptım. Dağın tepesinde bir köyde yarım yamalak mobilyadan anlayan ve çok milli olan biri ile dahi çalıştım.

Altı değişik şekilden sonra tam istediğim şekle dönüştürdüm. Aradan üç yıl geçmişti, ayakkabı ile kanepeyi birlikte yürütüyordum. Kanepeyi görenler şapka çıkarıyor, çünkü bir kanepede dört kişi yatabiliyordu ve altı kişi oturabiliyordu. Bir koltukta bir kişi yatıyordu ve dört kişi oturabiliyordu. İki koltuk birleşerek ikili veya üçlü, dörtlü koltuk takımı oluyordu. Aynı zamanda köşe koltuğu oluyordu. Bir kanepe iki koltuktan 14 kişilik oturma yeri ve altı kişilik yatak ayrıca iki yatak odası da olabiliyordu. Bir bayan tek başına hiçbir alet kullanmadan söküp taşıyordu ve kurabiliyordu. Dök yat takımını gören işte benim hayal dahi edemediğim koltuk takımı diyordu.

İçerik