İnsan Zekası

İnsan zekasını bilmeden BİLİMİ ve TEKNOLOJİYİ asla anlayamayız.

 1 Ocak 2015

İnsan zekasını bilmeden BİLİMİ ve TEKNOLOJİYİ asla anlayamayız.Bilmenizi isterim ki dünyadaki tüm canlılık ARTI ve EKSİ sayesinde oluşur. Güneş artı (+), su eksi(-)dir. Bu sayede bütün canlılıklar oluşur. Biri olmazsa diğerinin hiçbir önemi olmaz. Elektrik enerjiside artı(+) ve eksi(-) kutuplar arasındaki elektron hareketi ile oluşur. Tüm canlılarda da artı-eksi oranları bulunmaktadır. Ancak insan zekasında bulunan artı ve eksi oranlarının eşit olmadığı anlaşılmaktadır.

Her bir insanın artı ve eksi oranlarının birbiriyle aynı olmadığı ve her bir insanın oranının dünyada tek olduğu bu nedenle her insanın dünyada bir tane olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı her insan  çok değerlidir. Aynen parmak izinde olduğu gibi her insanın  zeka özelliğinin doğuştan belirlendiği anlaşılmaktadır.
 Her insanın artı ve eksi oranı eşit olsaydı ne olurdu? Hiçbir insan bir başka insana ihtiyaç duymazdı.

Her birinin yeteneği aynı olduğu için yapılan her şey bire bir aynısı olurdu. Bundan dolayıda kendi varlığının bir anlamı olmazdı. Yaşamaya en iyi anlam veren artı ve eksi oranlarının insanlar arasında değişik olması olduğu bariz bir şekilde anlaşılmaktadır. İnsanları bir arada tutan sebep birbirlerinin oranlarına olan ihtiyaclarıdır. Artı ağırlıklı ve eksi ağırlıklı insanları nasıl anlayabiliriz ve nasıl ayırabiliriz? Güneş sürekli ısı enerjisi üretir.

Su ise bu enerjiyi alarak buharlaşıp başka yerlere yağmur olarak taşınır. Güneş kendi enerjisini kendisi üretir, su ise güneş olmadan hareket edemez. Güneşte su olmadan uyuyan hücreleri harekete geçirip vucut bulduramaz. Bu nedenle her birinin önemi birbirlerinin var olmasından ortaya çıkmaktadır.

Artı ağırlıklı insan kendi zekasını daha çok kullanan insandır. Eksi ağırlıklı insan ise bir başkalarının aklını daha çok kullanan insandır. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için kendi aklını kullanan insana “AKILCI”, bir başkalarının aklını kullanan insana da “NAKİLCİ” diyebiliriz. Çünkü akılcı insan bilim üretmekte diğeri ise üretilen bilimi taşımaktadır.Bundan dolayı da bilim üretene “AKILCI”, bilim taşıyanlara da  “NAKİLCİ” diyebiliriz. Şimdi Akılcı ve Nakilci insan oranlarını gösteren şablonu dikkatle inceleyelim:

%  100 Akılcı + Bölüm (Özürlü insan) +++++++++++++++++++++++++++++++
%  90 Akılcı +    /  %  10 Nakilci insan - ++++++++++++++++++++++++++++---
%  80 Akılcı +    /  %  20 Nakilci insan - +++++++++++++++++++++++++--------
%  70 Akılcı +    /  %  30 Nakilci insan - +++++++++++++++++++++++------------
%  60 Akılcı +    /  %  40 Nakilci insan - ++++++++++++++++++---------------------
%  50 Akılcı +    /  %  50 Nakilci insan - +++++++++++++++-------------------------- 
%  40 Akılcı +    /  %  60 Nakilci insan - ++++++++++++--------------------------------
%  30 Akılcı +    /  %  70 Nakilci insan - +++++++++-------------------------------------
%  20 Akılcı +    /  %  80 Nakilci insan - ++++++-------------------------------------------
%  10 Akılcı +    /  %  90 Nakilci insan - +++------------------------------------------------
%  100 Nakilci – Bölüm ( Özürlü insan) ------------------------------------------------------

Hiçbir insanın birbirinden üstün olmadığı anlaşılmaktadır. Her insanın muhakkak başkalarının zekasına muhtaç olduğunu anlatmaktadır. Bunun doğru olup olmadığını anlayabilmeniz için DAHİ olmanıza gerek yoktur.Biraz zekanızı zorlamanız yeterli olacaktır.Örnek olarak parmak iziniz, şekliniz, hareketleriniz, ses tonunuz gibi insana has farklı özelliklerden bir taneside zeka oranlarının her insanda farklı olmasıdır. Maalesef bu değerler çıkar menfaatleri uğruna yanlış eğitimlerle yok edilmektedir.

Bu sebepten dolayı doğal olan zekalar bozulduğu için kanlı savaşlar, terör, yolsuzluklar, yoksulluk ve açlıklar yaşanmaktadır. İnsanlarımızın çoğu diğer canlıların davranış nedenlerini anlamadıkları için aşağılayıcı hayvan kelimesi kullanmaktayız. Hayvanlar doğal davranırlar fakat insanlar doğal zekalarıyla oynandığı için hayvanlar kadar doğal davranamazlar. Gelişmiş ülkeler neden demokrasiye,  insan haklarına aşırı önem veriyorlar? Çünkü doğal zekaya sahip olmayan insanlar Bilim ve Teknolojide asla ve asla başarılı olamamışlardır.Bunun en güzel örneği gelişmemiş ülkelerin resimleridir.

Demokrasiden ne anlıyoruz? Demokrasi; İnsanların ellerinden alınan doğal haklarının geri verilmesidir. Bir insanın özgürlük alanı bir başka canlının özgürlük sınırına kadardır. İnsanlar kendi özgürlük alanını ne kadar kullanabiliyorsa o kadar zekasını geliştirmiştir. Bu özgürlük alanının Fransız İhtilalinden önce fark edildiği görülmektedir. Bunun sonucunda da Fransız İhtilali yaşanmıştır. Fransız İhtilali olunca bilim ve tekn olojinin önü açılmış ve bilimve teknoloji dönemi yaşanmaya başlamıştır.

İnsanlara yapılan bütün mantıksız ve yasak davranışlar insanların doğal zekasını bozmaktadır. O insanların zekasını kör etmektedir. İnsan zekasının kabul etmediği şeylerin baskı ve şiddet yoluyla kabul ettirilmesi insan zekasının körleştirilmesi olduğu bariz bir şekilde görülmektedir. Akılcı insanın yeteneğini tanıyalım: Şablonda gördüğünüz gibi Akılcı insanlar  % 90’dan  % 51’e kadar olan bölümü kapsamaktadır. En akılcı insan  kendi zekasının % 90’ını  kullanan insanlardır. Her 50 akılcıdan bir kişi kendi zekasını  ençok kullanabildiğini göstermektedir. Her Akılcı 50 kişiden  bir kişi olan bu  insanlar Bilim ve teknolojide en başarılı olabilecek insanlardır. Bu başarılı olabilecek insanların % 90 Akılcıdan     % 51 Akılcı’ya doğru başarı oranı düşer. Ancak Akılcılık oranı % 90’dan aşağıya doğru düşerken diğer taraftan da Nakilcilik oranı aynı oranda yükselmektedir.

Örnek olarak %90 Akılcıda %10  Nakilcilik varsa, % 51 Akılcıda da % 49 Nakilcilik vardır. Daha iyi anlamamız için  en iyi Akılcıda % 10 Nakilcilik (bilgi taşıma) vardır. Bu nedenle en akılcı olmasına rağmen en bilgisiz insandır. Çünkü Akılcı insan aklının % 90’ını bilim işlerinde kullandığı için Bilgi kayıt (nakilcilik) işlerinde kullanacak olduğu alan % 10’a düşmektedir. Bir insanda en az % 10 Akılcılık veya % 10 Nakilcilik olması şarttır. Aksi halde deli konumuna düşer. Örnek olarak evinden çıksa evini bulamaz, bildiği gördüğü her şeyi kısa sürede unutur. Buna benzer bir sürü sorunlar yaşayan insanlara deli denir.

Bir insanın bir şeyi bilebilmesi için kendi hafızasında kayıtlı olması gerekir. Bu nedenle her insanda en az % 10 Akılcılık veya % 10 Nakilcilik olması gerekmektedir. En Akılcı olan insanlarda en büyük sorun bilgi eksikliği ve unutkanlıktır. Bu sebepten en Akılcı olan insanlardan iyi bir konuşmacı , sunucu, tiyatrocu, Müzik sanatçısı olamaz. Bir kurumu yönetemez hatta köy muhtarlığı dahi yapamaz. Çünkü bu gibi işleri yapabilmeniz için bilgi sahibi olmanız gerekir, unutkan olmamanız gerekir.

Akılcı insanlardan sadece bilim insanı olur. Tabii ki yüksek eğitim almadan bilim insanı olamaz. Akılcı insan aldığı eğitim sayesinde bir  bilgiyi inceler ve o bilgiyi bilime dönüştürür. Bilgiyi bilime dönüştürmek demek o bilginin sahibi kadar bilmek demektir. Bir bilgiyi sahibi kadar bilip incelemek, anlamak demek o bilgiyi geliştirebilmemiz demektir. Bir bilgiyi geliştirdiğiniz zaman da bilim insanmı olduğunuzu ispatlamış olursunuz. Bu geliştirmenizden dolayı bilim insanı ünvanını alırsınız. Tüm dünyadaki Akılcı insanlar bu gibi geliştirmeler yaptıkları için bilim insanı sıfatı taşımaktadırlar.

Bir bilim insanı bir bilimden fazla bilim taşıyamaz çünkü her bilim bir insanın zekasının kaldırabilecek olduğu kadar geliştirilebilmektedir. Bu nedenle bilim insanları aynı anda birden fazla bilgiyi bilime dönüştüremezler. Bilim insanlarının geliştirmeleri olmasaydı dünyada gelişmeler , çözümler asla olamazdı. Bilimlerin teknolojilerin oluşmasını sağlayan insanlar Bilim İnsanlarıdır.
Nakilci insanların yeteneklerini tanıyalım: Yukarıda ki şablonda görüldüğü gibi insanların Nakilcilik oranı % 90’dan - % 51’e kadardır. Nakilcilik oranı en yüksek olan insanlar kendi zekasının sadece % 10’unu kullanırlar kalan % 90 ‘ını bir başkalarından topladıkları bilgileri kayıt etmek için kullanırlar. Bilgiyi bilgi olarak taşımak hafızanızı yormaz aynı zamanda hafızanızda fazla yer tutmaz.

Bu sebepten  % 90 Nakilci olan insanlar dünyanın ençok bilgisini taşıyabilen insanlardır. Yüzde 90 Nakilci olan insanlar okuduklarını, dinlediklerini bir kaset bir cd gibi hafızalarına direk kayıt etme yeteneklerine sahiptirler ve gördüklerini bir fotoğraf gibi hafızalarına resimlerler. Taşıdıkları bilgileri sadece bilgi olarak taşırlar çünkü % 90 Nakilci zekasına sahip insanlar  kendi zekasının sadece % 10’unu kullandıkları için  bir bilgiyi bilime dönüştürme yetenekleri yoktur. Bir bilgiyi bir bilime dönüştürebilmek için en az % 80 ve üzerinde kendi zekanızı kullanmanız gerekmektedir.


Nakilcilik bir nevi kolaycılıktır. Yani kendi zekanızı yormadan  bir başkalarının zekasından yaralanmak diyebiliriz. Nakilciler bir başkalarının sahip olduğu bilgileri ve becerileri kendine rehber edindiği için daha erken yaşlarda olgun insan konumuna sahip olurlar. Şöyle bir tanım yapabiliriz. Akılcılar Ağrı Dağına çıkıp orayı görürler, Nakilciler ise bir başkalarının gördüklerine inanarak Ağrı Dağını tanımış olurlar. Peki Ağrı Dağını kim erken öğrenebilir? Ağrı Dağına çıkmadan başka birinin anlattıklarına inanan  kişi oraya çıkıp hem yorulan hemde zaman kaybedenden tabiî ki daha  erken öğrenir.

Nakilci olan insanlar dünyadaki varolan tüm bilgileri taşıdıkları için konuşma ve yönetme yetenekleri en yüksek olan insanlardır. Ancak geliştirme yetenekleri olmadığı için yönettikleri kurum ve kuruluşları asla geliştiremezler. Yeni çıkan sorunların çözümünü yapamazlar. Bu  nedenden ötürü geişmiş bütün ülkelerin gelişme ve yeni sorunların çözümünü sağlayan insanlar “ Bilim İnsanı” ünvanını taşıyan Akılcı grubudur. Bu grup siyasete alet olmaz. Hükümette partiler değişsede onlar asla değiştirilemez.

Çünkü bilimdeki başarının sırrı sürekliliktir.
Nakilci İnsanların başarılı olmasını sağlayan perde arkasındaki Akılcı olan bilim kurulunuın çalışmalarıdır. Bu sebepten gerek Akılcılar gerekse  Nakilciler biribirlerinin yeteneklerini paylaşmadıkça asla başarılı olamazlar. Aynı güneş ile su gibi; Bilmenizi isterim ki taşlar güneşin bir parçasıdır. Güneş ile suyun buluşmasıyla “Toprak” meydana gelmektedir. Tüm canlıların yaşam kaynağından biri topraktır. Toprağı oluşturan su ile güneşin bir arada olmasıdır. Bilim insanı ile bilgi insanı bir araya gelmeden o ülke asla gelişemez.

Akılcılarla, Nakilciler arasındaki  fark nedir? Akılcılarla Nakilciler artı ve eksi elektrik gibi birbirinin zıttıdır. Akılcı var olanı geliştirmeye ve değiştirmeye çalışır, Nakilcilerde var olana sahip çıkarak gelişmesini, değişmesini istemezler. Çünkü nakilci insanlar taşıdıkları bilgilere çok güvenirler. Bu sebepten taşıdıkları bir bilginin değişmesi hatta gelişmesi demek taşıdıkları diğer bilgilere olan güvenlerinide sarsmaktadır. Akılcılar eserleriyle nakilciler bilgileriyle kendilerini ispatlarlar. Bu nedenle her gelişme her değişme nakilci olan bilgi insanlarını üzer.

Bizzat taşıdığı bilgiler yabancı ülkelerin bilgileriyse ve kendi ülkesinden bir bilim insanı o bilgileri geliştirmişse veya değiştirmişse, kabul ettiği o bilginin değişmesine dahada şiddetli karşı gelir hatta engellemek için hertürlü imkanlarını kullanabilirler. Bu nedenle Bilim ve Teknoloji kurumlarında Bilgi taşıyan Nakilci insanlara yetki verilemez. Aksi halde o yetkiyi kötüye kullanarak ülkenin kalkınmasını sağlayan gelişmeleri insafsızca engelleyebilirler.

Bilmenizi isterim ki gelişmiş ülkelerin tümü Bilim insanlarının geliştirmesiyle gelişmiş ve dünya liderleri olmuşlardır. Bu nedenle Bilgi insanları olan nakilci insanlara ne kadar ihtiyaç varsa o kadar da  Akılcı Bilim insanlarına ihtiyaç vardır. Akılcıyla Nakilci birbirinin zıttı olmalarına rağmen birbirlerine mahkum olacak kadar birbirlerine ihtiyaçları bulunmaktadır. Biri bilgiyi üretir, diyeri o bilgileri taşıyarak tüketime sunar. Üretilen bilgiler taşınmadan hiçbir değeri olamaz. Çünkü bilgi değer görüp kullanıldıkça gelişir.

Aksi halde kullanılmadığı için gelişmesine  ihtiyaç duyulmaz. Bu sebepten Akılcı olmadan Nakilcinin Nakilci değeri hiçbir işe yaramaz. Aynı şekilde Nakilcinin Nakilciliği olmadan  Akılcının geliştirme ve ya değiştirme işleri hiçbir önem kazanmaz.
Akılcılar asla nakilcinin görevini yapamaz, Nakilci de Akılcının görevini yapamaz. Bu nedenden dolayı Akılcılarla Nakilciler birbirlerine yüzde yüz ihtiyaçları vardır.Akılcılarla nakilciler birbirlerine ihtiyacı olduğunu iyi bilirse o zaman bir araya gelerek birbirlerinin eksiklerini tamamlamış olurlar. Aynı güneş ile suyun ilişkisi gibi veya bir dinamonun içindeki eksiyle artının yanyana gelmesiyle ürettikleri elektrik enerjisi gibi ülkelerinin gelişmesini yükselmesini ve yücelmesini sağlamış olurlar.

Akılcı ile Nakilci insanların birarada işbirliği yapması o ülke için hayati önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkeler Akılcıyla Nakilciyi nasıl iş birliğine sokarak süper ülke olmuşlardır. Bunu iyi anlayabilmemiz için  bin yıl öncesinden Fransız ihtilaline kadar olan süreye bir göz atmanızda yarar vardır. 9. Yüzyıldan Fransız ihtilaline kadar olan dönem Akılcı insanların söz sahibi olmadığı bir dönemdir. Bu nedenden dolayı dünyada 700 yıl gelişmeler yok denecek kadar azdır.

Bu dönemde dünyadaki tüm ülkeler Nakilci insanların egemenliği ile yönetiliyordu. Bunun nedeni o dönemdeki eğitim sistemi sadece  Nakilci  insanların okuyabileceği sistemin olmasıdır. Sadece var olan bilgilerin öğrenildiği bir dönemden geçildiği için Akılcı insanların eğitimde başarılı olması söz konusu dahi değildi. Bu sebepten Fransız İhtilaline kadar olan dönem işgalcilik dönemidir. Aynı zamanda dünya için gelişmemiş bir dönem geçirilmiştir.

Ancak son dönemlerde eğitime daha çok önem verilmesiyle azda olsa eğitimli Akılcılar yetişmeye başlamıştır. Bu akılcıların yaptıkları geliştirmeler ticarete  sokulmasıyla sanayi ihracat larında bir gelişme görülmüştür. Bunun sonucunda sanayileşmeyle birlikte Akılcılara yönelik eğitim sistemine önem verilmiştir. Eğitim seviyesini yükseltmek için tüm Avrupada 1800 üniversite kurulmuş ve o dönemin gelişmiş ülkesi olan Fransa’da kiliselere gidenlerin sayısı her geçen gün azalmaya başlamıştır. Kilise papazları üniversitelerin dinsiz adam yetiştirdiğini öne sürerek 1800 üniversitenin 1500 tanesini kapattırmışlardır. Üniversitelerin kapanmasıyla eğitim sistemi tekrar Nakilcilere yönelik sisteme dönmüş. Ayrıca eğitimli Akılcıların yaşlanmasıyla sanayide gerileme dönemine girilmiştir.

Çiftçilikten sanayi işçiliğine geçen insanlar yavaş yavaş işten atılmasıyla eski fakirlik dönemine girilmiştir. Halk buna isyan edip üniversiteleri kapattıran papazları hedef almıştır. Bu dönem Fransız İhtilali ile  30 000 Papazın halk tarafından öldülmesiyle sonuçlanmıştır. Bundan sonraki süreçte bu sorunun tekrar yaşanmaması için din ile devlet işleri birbirinden ayrılmış ve Laiklik rejimi getirilmiştir. Tekrar Akılcılara yönelik üniversiteler açılarak çoğalıyor ve buna paralel olarakta sanayileşmede büyüyor.
Bilmenizi isterim ki sanayileşmeden önce her ülke süper ülke olabilmesi için verimli toprakları olan ülkeleri işgal ederek süper ülke oluyordu. Sanayileşmenin getirdiği ihracat gelirleri  işgalcilikten  daha çok ihracatçılığa önem verilmesine vesile olmuştur.

Osmanlı Devleti neden gerileme dönemine girmiştir?

Osmanlı devleti Avrupanın sanayileşerek güçlenmesine seyirci kalmıştır. Çünkü Osmanlı Toplumu din ile devlet işlerini birbirinden ayrılmasına asla müsaade edemezdi. Osmanlıyı Osmanlı yapan maya İslam dini idi. Bu nedenden ötürü  din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek Osmanlının parçalanması demekti. Bundan dolayıda Osmanlı Avrupanın sanayileşip güçlenmesi karşısında gerileme dönemine girmiştir. Daha sonra ekonomik gücünü tamamen bitiren Osmanlı İmparatorluğu barbarca işgal edilerek parçalanmıştır  Fransız ihtilalinden önce bir ülkenin bağımsızlığını koruyan unsur güçlü ordusu idi. Fransız ihtilalinden sonra bir ülkenin bağımsızlığını koruyacak olan unsur BİLİM ve TEKNOLOJİ olmuştur. Yani işgalciliğin yerini sanayi ihracatçılığı almıştır.